1 Mayıs 2013 Cumartesi günü Hatayın Reyhanlı ilçesinde meydana gelen patlamada resmi kaynaklara göre 50 üzerinde (?) vatandaşımız hayatını kaybetmesiyle, Ülke'nin ve Dünya'nın gündemi yeniden Ortadoğu'ya odaklandı.
Reyhanlı Katliamı kendisine İnsanım diyen herkesin lanetlemesi gereken vahşice bir katliamdır. Devletlerin yarattığı savaşların mağdurları, her zaman halklar olmuştur Reyhanlı'da olduğu gibi.
Reyhanlı saldırısı sonrasında, Hatay'da yaşayan yurttaşlarımızın mültecilere saldırdığı, onları tehdit ettiği, tedavi olan mültecileri sedyeden yere attığı gibi haberler yayılmaya başladı. Bu haberlerin doğruluğu yanlışlığı bir tarafa, böyle bir şeyin yaşanması kabul edilecek bir durum değildir. İster Suriye'de yaşanan vahşetten kaçmış olsun, isterse AKP'nin davetiyle gelmiş olsun, mazlum halka yapılacak bir saldırıyı asla onaylamayız, Hatay'da yaşayan Alevilerin nüfus yoğunluğu düşünülerek bu saldırıların kimi Aleviler tarafından yapıldığı da ima edilmeye çalışıldı. Bırakın Alevilerin böyle bir saldırı içerisinde olmasını, saldıranların karşısında yer alması gerektiğinden yana bir tereddütümüz yoktur. Bu topraklarda uzunca yıldır olduğu gibi halen tehdit, hakaret ve saldırı altında yaşayan bir halkın başka bir mazlum halka saldırması değil, sahip çıkması gerekmektedir.
Reyhanlı Katliamı, Acilciler diye bilinen ve 25 yıldır tek bir eyleminin olmadığı, fiilen de fiziken de varlığı söz konusu olmayan bir örgüte yüklenerek ne yapılmaya çalışılmaktadır? Reyhanlı eylemini bu örgütün bir zamanlar üst kadrosunda yer alan ve bir Arap Alevi Şeyhi'nin oğlu olan Mihraç Ural'a yıkmak, Alevi algısı üzerinde oynanan bir oyundur. Tıpkı
Hatay'da mülteci halka saldıranların Aleviler olduğu haberleri gibi,
Türkiye'de Aleviler üzerindeki algı değiştirilmeye çalışılıyor. Önce Kürt sorununun çözümünde PKK içindeki Aleviler çözüme karşı haberleri yapıldı, yazıları yazıldı.
Arkasından Alevilerin çözümden yana olmadığı haberleri yapıldı, sonra Alevi temsiliyetleri çözümün konuşulduğu toplantılarına davet edilmediler.
Aleviler, Türkiye'nin yeniden şekillenmesinde yine kenarda tutulmak isteniyor. Tıpkı geçtiğimiz 90 yıl ve ondan önceki yüz yıllarda olduğu gibi. Bunu yaparken de Alevilere firsat verilirse ne denli zalim olabileceklerinin altyapısı yapılıyor. Barıştan yana olmadıklarının haberleri, PKK içindeki Alevilerin silah bırakmaya karşı çıktığı haberleri, Reyhanlı Katliamı 'mn Mihraç Ural'a yıkılması, Hatay'da mülteci halka saldıranların Alevi olduğu yalanlarıyla oluşturulmaya çalışılıyor, bu algı.
Hatay'da Alevi önderlerinden Ali Yeral'ın evine yapılan saldırı, evinin camlarının kırılması ve 'seni yakacağız' notunun bırakılması kimsenin umurunda değil. Suriye'de Alevilerin seçilerek tekbirlerle boğazlarının kesilmesi kimsenin umurunda değil. Suriye'de muhalif liderin "Alevi köylerini ele geçirdiğimizde katliamı engelleyebilir miyiz, emin değilim” demesi kimsenin umurunda değil.
Aleviler; barış karşıtı, savaş heveslisi, Reyhanlı Katliamı 'nı yapacak kadar zalim, Hatay'da mülteci halka zulmedecek kadar zıvanadan çıkmış olarak sunulmaktadır. Yaratılan bu algıdan sonra, onlara hak hukuk mu vereceksiniz; "Ne halleri varsa görsünler, bunlara fırsat verilirse tepemize çıkarlar” algısını meşrulaştırıp Alevileri yok sayarak kendine Müslüman bir ülke yaratmanın bahanesidir bu yapılanlar.
Belli, proaktif bir dış politika izliyor Türkiye. Hızlı.. Atak. Cesur. Sahiplenici. Ortadoğu'yu ortalığa bırakmıyor Davutoğlu, sahipleniyor. "Sahibiyiz” diyor. "Yeni düzeni kurucu” rol üstlenecek diyor Türkiye, elde silah, üstleniyor.
Ve hangi hakla Ortadoğu'nun sahibi oluyor Türkiye? Arap, Kürt, Türkmen ve Farslar kiracılar mı bölgede? Tümü Müslümanken, Türkün sahiplik iddiası ne demek? Biri neden diğerine üstün olsun? Müslümanın Arabi Türkü oluyor mu?
"Kardeşim Esad", "zalim Esed” oluverdi, Türk Müslümanlık iddia edenlerin dilinde, Ama
Amerika ile içtiğimiz su ayrı gitmezken, Esad'ın zalimliği iddiası fazlasıyla eğreti duruyor.
Amerika, hala Afganistan'da Müslümanları öldürmüyor mu? Ve Irak'ta, Saddam'ı ve elindeki
"kitlesel imha silahları"nı ileri sürerek, tam I milyon Müslümanı öldüren Amerika değil mi?
Zalimlikse konu, bundan öte köy var mı? Ve Libya.. Burada suçsuz ve günahsız mıydı
Amerika? Uçuşa yasak bölgeyi başkası mı kurmuştu? Ellerinden kan damlamıyor mu
Amerikalı emperyalistlerin? Ama zalim olan Esad öyle mi? Peki baş zalim kim? Amerika'nın yanında saf tutup ona buna zalimlik yaftası asmak neyin nesi oluyor?
Suriye'yi hedefe koyan kim? Herhalde Başbakan, durdu, düşündü düşündü, etrafıyla istişarede bulundu ve Esad'ın "kardeşi” değil "zalim” olduğuna karar vermedi. Libya ve Kaddafi'yi de o gözden çıkarmamıştı. Hatırlansın, başta NATO "operasyonu"na bile "cengaverce” karşı çıkmış, sonradan razı edilip gemi falan göndererek "müdahale gücü"ne katılmıştı. Önceden "komşularla sıfır sorun”du! Şimdi, bir Islam ülkesi olan Suriye'ye bunca düşmanlık neden? Şu koca dünyada kimse kalmadı da Suriye'nin mi üzerine çullanacaktı Türkiye? Peki neden hedef Suriye? Amerika'nın hedefi olduğu için değil mi? Var mı başka izahı?Amerika bir tür "İslam”a tamam diyor. "Ilımlı” olacak. "Ilım İslam", Amerika'ya ses çıkarmayan, Amerikan emperyalizmi karşısında ılımlılık eden "İslam” demek.
Ve Türkiye, "ılımlı” bir ülke olarak öncelikle Suriye'ye karşı aslan kesiliyor, Amerika'nın ardı sıra. Sonra sıra kime gelir bilinmez.
Bu günlerde Başbakan'ın Amerika çıkarmasını izliyoruz medyadan. Sırtında onca tabutun ağırlığıyla acaba neyin planını yapmaya, neyin talimatını almaya gitti. Cevabı zor olmasa gerek.
Suriye'ye karşı daha sertçe(!) davranmanın istişaresi edilecek. Sonrası malumumuz.
Emperyalist Amerika'nın ağzını salyalandıran savaş... Ve O'nun bir numaralı Ortadoğu müttefiki Türkiye Hükumeti 'nın 'ılımlı' desteği..
Bayram BEKAR