Dışişleri Bakanımız Sn.Ahmet Davutoğlu'nun yüksek düzeyli stratejik işbirliği konsey
'lerinden, Karabağ'a, Karabağ'dan Malatya Kürecik'e dış politika yaklaşımı;
Ankara'da sabah kahvaltılarıyla başlayıp, Şam'da beş çayı ile pekiştirilen dostluklarla,
Yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyi kurulmuş, karşılıklı vizeler kaldırılmış, ziyaretler abartılı kucaklaşmalara sahne olurken,
Okyanus'tan gelen dalgalar Akdeniz sahillerini dövmeye başlayınca;
Sn.Davutoğlu'nun Şam'a o ani ve tartışmalı ziyaretinden eli boş dönmesi, Başbakan
Sn.Recep Tayyip Erdoğan'ın sinirlerini bozuyor. Unlü "sabrımız taşıyor”çıkışına, Şam'ın Türkiye'yi, Suriye'de yasadışı sayılan Müslüman Kardeşler örgütü'nü desteklemekle suçlamasıyla ilişkiler askıya alınıyor. Gerek ülkemizin strateji çıkarları gerekse ABD eksenli Batı'nın her türlü ablukasına Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı(lAEA)'nın sert tavrına rağmen Tahran'ın nükleer enerji programına destek vermesi, aynı zamanda Lizbon'da düzenlenen Nato zirvesinde ABD'nin 1990 yılından beri üzerinde çalıştığı sözde Nato Füze Savunma Kalkanının Türkiye'de (Malatya / Kürecik) konuşlandırılmasını kabul ederek Türkiye'yi doğrudan İran l ın hedefi haline getirdi.
Bu dönemde Rusya Başbakanı Vladimir Putin dış politikamızın da boşluklarından faydalanarak kurduğu, Şengay işbirliği Örgütü (Şengay Beşlisi) ve Karabağ sorununa rağmen Erivan'la oluşturulmaya çalışılan Ermeni açılımı projesi Ankara-Bakü ilişkilerini bozduğu gibi, Ermenistan'ın geri adım atmasıyla son buluyor. Ermenistan ilişkileri başladığı yerden daha geri seviyeye geliyor, Türki Cumhuriyet'leriyle olan ilişkilerimizde buz tutuyor;
Ortadoğu ve Arap Coğrafyasında, sokak popilizmine dayanak olacak şekilde dizayn ettiğimiz dış politika, Israil'le ilişkilerimizin gerilmesine - beraberinde İsrail'in Batı komşularımız ve AB ülkeleri ile askeri ittifak arayışları, Kuzey Irak özerk bölgesine olan özel ilgisindeki özel tutum, özellikle ABD, Kıbrıs Rum kesimi ile birlikte Doğu Akdeniz'de sondaj çalışmalarına başlaması, Sn.Erdoğan'ın misilleme hamlesi ve
Birleşmiş Milletler konuşmasında ki tehditkar renk, Uluslararası arena'da Türkiye'nin elini iyice zayıflattı.
Kuzey Irak sınır güvenliğine sıkıştırılmış Irak ilişkilerinde, İran'ın Şii'ler üzerinden geliştirdiği ilişki ve İsrail'in özellikle Kuzey Irak'a olan ilgisini yoğunlaştırması ile bu coğrafya Türkiye için tam bir Ortadoğu bataklığına dönüştü.
Atina ile var olan Ege, Batı Trakya vb. sorunlarla birlikte, AB ile ilişkilerimiz ve üyelik müzakerelerimizdeki muhalefeti merhum dışişleri eski bakanı Sn. İsmail Cem'in döneminden Türkiye aleyhine çok daha ileri bir boyuta taşındı;
AB ile olan ilişkiler, askıya alınan fasıllar, kalan fasıllar, 2012 yılında AB dönem başkanlığının Kıbrıs Rum kesimine geçecek olmasıyla, daha da sorunlu hale geleceğini öngörmek iş bile değildir.
ABD yolculukta, Ermenistan, Kıbrıs, Filistin, Kuzey Irak ve İran politikalarında Türkiye'nin sıkışmasına göz yumduğu gibi dış politikacılarımızın hatalı hamleler yapmasının önünü açmış, Birleşik sömürgecilerin Israil'i koruma altına alacak Füze Savunma Kalkanının Kürecik'e konuşlandırılması ile, Türkiye'yi doğrudan NÜKLEER HEDEF haline getirdi.
Bayram BEKAR