BDP ve DTK öncülüğünde ilan edilen ve ülkemizin doğu ve güney doğusunun bir bölümünü kapsadığı düşünülen "özerklik ilanı” yeni ve ayrı bir krizin öncülü konumuna geçti.
Yeni ve ayrı diyorum, çünkü ilk kez fiilen devletin egemenliğine karşıı bir bölgenin 'ayrı siyasal formundan' bahsediliyor. Özerkçi kafa, bu bölgede devletin egemenlik haklarının sona erdiğini (örneğin, T.C'nin artık vergi toplayamayacağını) çekinmeden söyleyebiliyor. Hatta diğer ülkelerden bu "özerk yapının tanınması” talep ediliyor. İşin boyutunu değiştiren ise bu tanınma talebidir. Özerklik açıklamasını yapan BDP milletvekili Aysel Tuğluk şöyle diyor;" Uluslararası camiaya çağrımızdır, uluslararası hukukta da yeri olan bu hak esas alınarak Kürt halkının ilan etiği demokratik özerkliği tanımaya çağırıyoruz". Sanki Osmanlının son dönemi gibi.
Şimdi soruyorum, bu çağrıyı fırsat bilecek küresel güçler, bizim iç işimiz saydığımız "Kürt Sorununa" müdahil olursa ne olacak?
Libya yönetimini tanımadığını ilan eden ve "başkenti meşru saymayarak" isyancıları destekleyen hükümetimizin, benzer durum ülkemizin başına gelince neler yapacağını açıkça merak ediyorum.
Daha beteri, güçlü birkaç ülke BDP'nin özerklik ilanını tanırsa, pimi çekilmiş bomba infilak etti demektir. Devlet egemenliğini yok sayan bir bölgenin "tanınma ve dış destekle" beraber hangi adımı atacağı kestirilemez. Devlet otoritesinin de bu "yok saymaya" göz yummayacağı ortadayken, toplumumuzu bekleyen senaryonun korku filmlerini aratmayacağı gün gibi aşikârdır.
Tez elden "pimi çekilmiş bombanın" bir çukura gömülmesi şarttır. Bu da Kürtlerin bu ülkenin bütünlüğünden yana tavır almalarıyla olacaktır. Bu yönde aklıselim açıklamaların Kürt siyasetçiler arasında dillendirilmiş olması ve "özerklik ilanını yanlış bulan” anlayışların-cılızda olsa- öne çıkması, şimdilik umut kapılarını açık bırakmaktadır.
Bir başka konuda "bölücü siyasal Kürtçülüğün" etkisi altına girmiş bilinçsiz halkın aydınlatılması sorunudur. İnanıyorum ki, BDP'ye oy veren çoğunluğun "bölünme” istemediğidir. Hatta özerklik ilan eden BDP'li vekillerin bile tabanın tepkisinden çekindikleri için "özerkliğin bölünme olmadığı” propagandasına yönelerekı özerk bölge ilanına halkın desteğini sağlamaya çalışmaları bunun ispati niteliğindedir.
Oysa biz biliyoruz ki, "özerklik" gelecekte bölünme riskini had safhaya çıkartan ilk adımdır. Tarih bize göstermektedir ki, bu adımın devamı bir şekliyle gelecektir. Dolaysıyla önemli olan ilk adımın engellenmesi, yani özerklik ilanının lağvedilmesidir.
Birçok akli evvel ya da besleme kalemlerin, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesinin çözülmesi yönünde özerk bölge/eyalet/federasyon türünden önerileri geliştirip sürekli kamuoyuna empoze etmeleri; toplumsal kaynaşmadan çok ayrışma sendromunu besleyerek sorunun kronikleşmesine neden olmuştur. Şimdi de çıkmışlar özerklik ilanının bölünme olmadığını savunup, dünyadan birçok özerk bölge örnekleri veriyorlar. Bende çıkıp onlarca örnek vererek özerk bölgelerin zaman içinde nasıl bağımsız devletlere dönüştüklerini tek tek sıralayabilirim. Fakat bunlara hiç gerek yok, Sadece bizim gibi az gelişmiş ülkelerdeki tüm otonom yapıların zaman içinde kesinlikle bağımsızlığa yönelmeleri sanırım en açıklayıcı genelleme olacaktır. Dolaysıyla İtalya, İspanya, İngiltere örnekleri ikna edici değildir.
Çarpıcı bir örnekle konuyu özetlemek gerekirse; Avrupa kupalarında maç yaptığımız, hatta rakibimiz olduklarında çok sevindiğimiz, tam dişimize göre bulduğumuz küçük bir ülke var. Adıv Faroe Adaları. Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge. Fakat biz onları farklı bir devlet olarak algılıyoruz, değil mi? Yarın ülkemizin doğusundaki özerk bölgeyi "ayrı devlet" olarak algılayacaklara karşı, hatta milli takımımızla aynı grupta maç yapabilecek "Kürdistan takımına!" karşı biz ne kadar hazırlıklıyız ve ne türden tedbirlerimiz var? Yoksa ülkenin sindirile sindirile bölünmesine razı mı kalacağız?
Sahi, İstanbul'da yaşayan Kürt komşularımız bu konuda ne düşünüyor? Onların bölünmeyi isteyip, "nüfus mübadelesine" maruz kalmayı isteyeceklerini hiç zannetmiyorum.
Bayram BEKAR