Karargâhın toplu istifasının ardından taraflar alkış tutmayı yeğledi. "Yandaşlar" TSK'nın sivil otoritenin emrine girmeye boyun
Olan şudur;
Son birkaç aydır ABD'nin ordu-istihbarat çevreleri sık sık başkente gelerek, hükümete nasıl bir asker ve komutan istediklerini, yani "yeni TSK”yı empoze ettiler. Çünkü yeniden dizayn edecekleri Ortadoğu'da kendilerine itiraz etme olasılığı bulunacak komutanlara tahammül bile edemezlerdi. 2003 yılında TBMM'de reddedilen "1 Mart Tezkeresi"nin temel suçluları arasında o zamanın komutanları da bulunmaktaydı. Emperyalizmin isteği "tam biat" ve "Tak-Şak” işleyecek bir komuta zinciri oluşturmaktı ve bunu hayata geçirdiler. Beğenmeyenlerde emekli oldular. Ortada kriz falan yoktur, sadece "görevi daha iyi yapacakların” zabit yapılması vardır. İşin özeti budur.
Buna karşılık "komutanların direnişe geçtikleri" hikâyesi tam bir uyutma ninnisidir. Her şey tıkırında işlemektedir. Durumu içine sindiremeyen tam bağımsızlıkçı sivillerin, ordunun alt kademesinde bulunan "genç subayların rahatsız olacağı beklentisiyle" feryadı figan etmeleri nafile tepkilerdir. Çünkü askerlikte işler emir-itaat düzeninde işler. Dünyanın en disiplinli ordusu sayılan TSK'da bu çarkın bozulması söz konusu dahi olamaz. Dolaysıyla birkaç aykırı serzenişin ardından işler rayına oturacaktır.
İhtimal vermemekle birlikte, ordunun sıra dışı herhangi bir davranışı söz konusu olursa bu demokrasimize vurulacak en büyük darbe olur. Unutulmamalı ki, demokratik sistemlerde toplumların geleceğini politikacılar aracılığıyla halk belirler. Sürece dışarıdan yapılan ve yapılacak olan her türlü müdahale yine halkın, yani toplumsal aklın gücüyle ıskartaya çıkarılabilir. Bunun haricindeki zorlama ve dayatmaların çözüm olmadığını/olamayacağını tarih bize öğretmiştir. Eğer siyasi otoritenin yanlış yaptığı iddia ediliyorsa -ki, bize göre yanlıştır- bunu düzeltecek olan yine halk olmalıdır. O zaman öncelikle yapılması gereken, bütün zorluğuna rağmen halkın aydınlatılıp bilinçlendirilmesidir.
Artık şu gerçeğin farkına varmalıyız. Ekonomimizden-eğitimimize, siyasetimizden-hukukumuza kadar her şeyimizin doğrudan ya da dolaylı şekilde başta ABD olmak üzere batılı ülkeler tarafından belirlenmekte olduğudur. Biz kabul edelim ya da etmeyelim bu realite işlemektedir.
ABD'lilerin ulusal politikasına dönüşen "Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir" sözü her şeyin özetidir aslında. Bütün bu olanlar bu politikanın bir yansımasıdır. Dolaysıyla bazı iyi niyetli kimselerin iddia ettiği üzere "TSK'nın çuvaldan çıkması” diye yeni bir durum söz konusu değildir.
Bütün bu yaşananlar, 1952 yılından beri "çuvalda yaşamaya alışmış” olmasına rağmen zaman zaman çuvalı tırmalamaya çalışan birkaç bağımsızlıkçı ve antiemperyalist subayın tasfiyesinden başka bir şey değildir. Daha önce yine bu çuvalı yırtmaya çalışan subaylar için 71 muhtırası ve 80 darbesi TSK'daki tasfiyelerin kapısını aralamıştı. Niteliksel açıdan pek fark olmamasına rağmen son yaşanan "kriz” bağımsızlıkçı ve antiemperyalist tepkilerden/unsurlardan tamamen arındırılmış "tam Amerikancı" bir ordunun kurgulanmasından ibarettir. Ve bu süreç zaten son 3 yıldır yaşanmaktaydı ve nihayetinde finale erdi. Bundan sonra, aynen yargıda olduğu gibi orduda da "tam yandaş” sürecinin işleyeceğini göreceğiz.
Asıl yanılgıp çuvalın sadece ordunun başına geçirilmiş gibi algılanmasıdır. Oysaki çuval tüm toplumun başına giydirilmiştir. Bundan böyle ister asker olsun ister sivil, çuvala direnen herkesin sonu baskı, tasfiye ya da izole edilmekten geçecektir.
Mücadele artık kahramanlık gerektiriyor.
Bayram BEKAR